29 Mayıs 2016 Pazar

BABASIZ EVLER
Savaşları, savaşlarda ölen yaralanan insanları, kahraman askerleri anlatan kitaplar okuyup durmuşuzdur hep. Hatta savaşta geliştirdikleri stratejileri ile ünlenmiş birçok komutan da tanıyoruzdur kitaplar, filmler sayesinde. Yaralanan hatta ölen insanların hikayelerini okudukça tüylerimiz ürperiyordur, ya da savaşı zekası sayesinde kazanan komutanların hikayelerini saygıyla  bazen de mutlulukla okuyoruzdur. Babasız Evler de 2. Dünya Savaşını anlatan bir kitap. Fakat bu kitapta ne ölenlere üzülebiliyoruz ne de komutanlara saygı duyabiliyoruz. Bu kitapta konu arda kalanlar. Babasız çocuklar, kocasını kaybetmiş genç kadınlar, oğlunun ölüm haberiyle yıkılan anneler... Bu kitap geriye kalan hayatları anlatıyor, daha doğrusu geriye kalamayan hayatları... Biten bir savaşın bitemeyen acılarından bahsediyor. Babasını fotoğraflardan tanıyan bir çocuğun dilinden anlatılıyor her şey. Kendini ve en çok da kendine gelemeyen annesini anlatıyor. Yaşadıkları toplumda dul kalmanın annesi için ne kadar zor olduğuna değiniyor bazen, bazen de yeni biriyle evlenmenin ne kadar 'ahlaksızlık' sayıldığından bahsediyor. Babasına olan hasretinden bahsediyor küçük bir çocuk.
Betimlemelerle dolu, olay örgülerine yer vermeyen bu kitabın sizi asla güldürüp eğlendireceğini söyleyemem. Sadece savaş sonrasını ve yıkılan aileleri daha iyi anlayabileceğinizi söylerim size. Okumanızı ise şiddetle tavsiye ederim.

26 Mayıs 2016 Perşembe

In Treatment

         Bir psikoloji dizisi diyebiliriz. Olaylar Paul adındaki bir psikiyatrist tek tek her seansını anlatıyor. Her yaştaki insanla yaptığı seanslar mevcut. Mesela hem ergenlik çağındaki bir kızla hem bir çiftle hem de savaşta yaşadığı travmayı atlatmaya çalışan bir askerle seansları var. Bu arada kendi evliliği ve karısı ile ilişkileri kötüye gittiği için kendi de bir psikologa gidiyor. Film için çok heyecan verici ya da çok sürükleyici diyemem. Ama özellikle PDR psikoloji alanlarına ilginiz varsa ya da bu bölümde okuyorsanız yararlı ve eğlenceli oluyor. Mesela ben derste öğrendiğim terapi çeşitlerini Paulun uyguladığnı görünce çok şaşırıyorum. Her bir bölümde ayrı bir insan ve ona uyguladığı ayrı bir terapi çeşidi. Bu arada aslında her birinde ayrı seans demek de çok doğu olmaz. Mesela 1. gün bir danışanla olan seans konu olduysa diğer bölümde farklı bir danışanla seansı oluyor. Fakat 1. günkü danışanına başka bir bölümde 2. seansını uyguladığını da görüyoruz. Kısacası benim eğlenerek izlediğim tatlı bir dizi. Bölümleri de çok uzun değil. Yemek yerken ya da derse bi 30 dk ara vereyim dediğimizde kolaylıkla izlenilebilecek bir dizi. Ayrıca bu yoğun ders zamanlarında beni çok bağlamaması aşırı heyecanlı sürükleyici bir dizi olmaması da işime gelmedi diyemem. Eğer psikolojiye ilginiz varsa ve bu mesleği yapacaksanız izlemenizi tavsiye ederim.

19 Mayıs 2016 Perşembe

Alper kamu cehennem çiçeği


Bu kitabı Türkçe 104 dersinde yapmamız gereken sunum için kısa bir süre önce okudum. Ne yazarı tanıyordum daha öncesinde ne de bu kitabın varlığından haberdardım. Oysaki kesinlikle tanınması gereken bir yazar olduğu kanaatine vardım bu kitaptan sonra. Kitapta 5 yaşındaki bir çocuktan bahsediyor. Alper kamu çocuğun adı. Fakat 5 yaşında olduğuna inanmak hiç de mantıklı değil. 20-25 yaşındaki insanların yeni yeni kurmaya başlayacağı incelikteki cümlelerden tutun, adını yine bu yaşta entelektüel sayılabilecek insanların bilebileceği yazarlar, şairler, oyuncular ile dolu Alper Kamu’nun dünyası. Konusuna gelince ise daha bir ilginçleşiyor. Polislerin çözemediği ya da yanlış çözümlediği 2 cinayet davasını çözüyor bizim çocuk. Birinde ayaküstü polis memurunun odasında beklerken dosyayı inceleyip yapıyor. Diğerinde ise yakın arkadaşı olan Ümit’in üzerine atılan cinayet suçunu çözüyor.  ablası suç küçük kardeşini öldürüp, suçu diğer bir kardeşi olan ve Alper Kamu’nun yakın arkadaşı olan Ümit’in üzerine attığı için inceliyor. Bunların dışında sevdiği iki kadından, biri bakıcısı Hatice abla diğeri doktoru Begüm Gülüm, bahsediyor kitabında ve inanın 5 yaşındaki bir çocuğun kadınlara olan aşkını anlatmak için kullandığı cümleler çok çok garip. Kitabın diline gelecek olursak çok yalın bir dili var ve çok sürükleyici. Hazır yaz da gelmişken tam deniz kenarında, kumsalda güneşlenirken okunacak bir kitap diyebilirim. 

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Yürüyen Ölüler

İnsanların bir anda bir virüsün ortaya çıkmasıyla yaşam fonksiyonlarını yitirmesi ve sadece beyinlerinde çok küçük bir bölgenin çalışması, bu bölgenin işlevi ise vücudu hedefe ulaşabilmesi için kullanması. Hiçbir yaşam belirtisi olmayan, sese karşı duyarlı ve aşırı açlık hissine sahip ölüler bunlar. Sahip oldukları virüsler bulaşıcıdır ve bir anda kişiyi bu ölüler kervanına katıyor. İnsan vücudundaki küçük bir yaraya temas edildiği takdirde, vücuda yayılması kaçınılmazdır. Bu virüse sahip olan vücut aşırı sarhoş bir insan gibi yürür ve hiçbir anlama gelmeyen garip sesler çıkarır. Onlardan kaçış imkânsız bir savaşa dönüşür, çünkü her yerdedirler. Diğer tarafta ise bu virüsten uzak durmaya çalışan bu yüzden hep savaş halinde olan, yeme, içme gibi temel ihtiyaç gerektiren besinler için arama ve uğruna riske girme halinde olan ve güvenilebilir yer arayışı içerisinde olan insan grupları var. Fakat bu yaşam mücadelesindeki gruplara ayrılmış insanlar sadece bu ölülerle değil kendi aralarında da savaşmaktadır çünkü herkesin tek amacı yaşamak ve bunun için grup dışı insanlara karşı inanılmaz derecede güvensiz ve acımasızdırlar. Herkes kendini eni sonu bir gruba dâhil etme ihtiyacı duyar, bilinir ki; bu acımasız ve zorlu yaşam şartları içerisinde tek başına kalmak ölümle eşdeğerdir. Bir gruba dâhil olmakta yetmez, grubun sahip olduğu güvenlik seviyesi yüksek yerlere ve araçlara sahip olup olmadığı da önemlidir. Silah en önemli özelliktir gruplarda aranılan. Herhangi bir ırk, cinsiyet veya etnik grup farkı gözetmeksizin kişiler arasında olaylar gelişir. Bu farklı kültür ve etnik kökene sahip insanların aralarında duygusal bağ oluşur ve grup üyelerine güçlü bir şekilde bağlanırlar. Hatta bu yaşam şartları içerisinde evlilikler ve bu kanlı dünyaya çocuk getirme ideolojisi bile görülür. Görüldüğü üzere yaşama düşüncesi veya var olma düşüncesi içerisindeki bu insanlar hayata tutunmakla kalmıyor, büyüyüp çoğalma düşüncesine de sahip oluyorlar. Bu çetrefilli hayatı çok güzel konu edinip, efsane kadro oluşturan ve dizi sahnesine döken adamın adı yönetmen Frank Darabont’tur ve dizinin adı da Amerikan yapımı ‘The Walking Dead’’tir. İzlemeniz okuduğunuzda hissettiğiniz duygunun çok çok üzerindedir.

6 Mayıs 2016 Cuma

                           Modern Family

Başlamadan önce söylemek istediğim şey değişimi kabul etmeyen ya da oldukça yavaş kabul eden bir toplum yapısına sahip olmamız, alışılageldik film konularına (aşk, entrika, töre, komedi) olan bağlılığımız bizim film anlayışımızı oldukça köreltti. Bu durumdan kurtulmak için yabancı dizilere verdim kendimi. Bunların başında “Modern Family” geliyordu. Çok iyi bir komedi dizisidir. Dizinin bazı sahnelerinde oyuncuların doğrudan kameraya konuşması ilgimi çekti çünkü bu sıklıkla rastlamadığım bir teknik. Dizide ara ara dört çeşit aile yapısı var ama genelde olaylar üç çeşit aile arasında gelişiyor ve bunlar; iki eşcinselden oluşan aile ve onların Vietnamlı bir anneden kız çocuğu evlat edinmeleri, aralarında oldukça yaş farkı olan ve farklı ülkelerin kültürlerine sahip aile, birbirlerinin tam tersi karakterlere sahip bir aile ve yine bunların faklı karakterlere sahip ( derslerinde çok başarılı bir kız çocuğu ve sosyalleşme konusundaki sıkıntıları,  derslerde vasat olan bir kız çocuğu ve oldukça sosyal ve hayal dünyasında yaşayan ve derslerinde pek başarılı olmayan bir erkek çocuk) 3 çocuğu. Diziye başlamadan önce birkaç kez önerilmesine rağmen izleme fırsatım olmamıştı. Fakat dizinin ilk bölümümü izlememle sezon sonunu görmem bir oldu diyebilirim. İlk sezonun 24 bölümü de nasıl geçti anlamadım. Zaten 20 dakika sürüyor her bölümü ve öyle bir sarıyor ki her bölümde bu sefer nasıl bir olay örgüsü olacak diye merakla izliyorum. Filmin içinde en sevdiğim yerler genellikle, eşcinsel olan ailenin atışması ve çocuk yetiştirirken yaşadıkları acemilikler ve çocuğa yaklaşımları, farklı kültürden gelen bir kadının içinde yaşadığı kültüre ayak uydururken yaşadığı küçük çapta da olsa zorluklar ve kendi kültüründen bir şeyleri de yaşatmaya çalışma çabası son olarak aşırı korumacı bir anne ve oldukça rahat olan babanın arasındaki atışmalar ve çocuklarına olan yaklaşımlarıdır. İstemeden de olsa filmin her karesinden bahsettim. Evet, tam da öyle çünkü. Her karesi çok güzel.

28 Nisan 2016 Perşembe

Orta Doğu Üniversitesi Kuzey Kıbrıs Kampüsü Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümü 2. Sınıf öğrencisiyim. Bu üniversiteye başladıktan bir yıl sonra yabancı dizilere merak sardığımı söyleyebilirim. Daha önce yoğun lise programımda ve belki de kendime ayırabileceğim tüm zamanımı ailem ve arkadaşlarımla geçirdiğim için çok ilgimi çekmiyordu diziler. Kitaplar için ise aynı şeyi söyleyemem. Okumayı öğrendiğim zamandan beri onlara karşı ayrı bir tutkum vardı hep. Üniversite yıllarımda kitaplardan bağımı biraz koparmış olsam bile hala tatillerde, dönemin yoğun olmayan haftalarında -ki bu üniversitede pek mümkün olmuyor- okumaya çalışıyorum. Bu blog sayesinde hem izlediğim dizi ve okuduğum kitaplar ile ilgili tamamen kişisel olan yorumlarımı paylaşmak hem de paylaşabilmek için kitaplarıma daha çok zaman ayırmayı planlıyorum :)